There are no translations available.


Doğuş Kolejimizin Kurucu Müdürü KENAN GÜNDOĞ Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda uzun yıllar idarecilik yapmış, daha sonra Milli Eğitim Müdürü olarak görevini sürdürmüş ve bu görevde iken emekli olmuştur. Eğitime gönül vermiş, hayatını “ÖNCE İNSAN” ilkesiyle yönlendirmiştir. Eğitimci, Araştırmacı, Yazar kimliğiyle bilinen KENAN GÜNDOĞ, yıllarca araştırıp incelediği “YÜKSELEN ve BÜYÜYEN AKIL” projesini hayata geçirmek ve sisteme entegre için, DOĞUŞ KOLEJİ’nde sevgili öğrencileriyle birlikte tüm gücüyle çalışmaktadır. Düşünen, çok okuyan araştıran, gözlemlere dayalı eğitim hedeflemektedir. Sayın KENAN GÜNDOĞ’un yayınlanmış eserleri:
  • Öğretmen (Tek Başına)(Roman)
  • Öğretmen (Sevinç Pırıltıları) (Roman)
  • Avrupa’da Türk Rüzgârı (Roman)
  • Sarıoğlan (Belgesel)
  • Kahramanlar Geçidi 1
  • Kahramanlar Geçidi 2
  • Kahramanlar Geçidi 3
  • Başarıya Götüren Yollar 1
  • Başarıya Götüren Yollar 2

BAŞARIYA GÖTÜREN YOLLAR

İnsanın en büyük şansı doğumla beraber ve büyüme çağında bilgili, kültürlü ve fedakâr anne ve baba tarafından büyütülmesidir. İnsanı bütün yönleriyle tanıyan anne ve babanın çocuğu, ruhen ve bedenen sağlıklı olarak büyüyecektir. Bilhassa anneye çok büyük görevler düşmektedir. Çünkü çocuk daha çok annesiyle beraberdir.

Sağlıklı insanların çeşitli iş kollarında başarı oranlarının daha büyük olacağı tartışılamayacak bir biçimde kesin bilgilerle sabittir. En mükemmel yaratılmış insandır. Kâinat ı yönetme görevi de insana verilmiştir. Bu en güzel şekilde yaratılmış varlık, yaşadığı sürece kendini ve etrafındakileri mutlu etmelidir. Büyük bir gayret ve çabanın içinde her türlü zorluklara göğüs gerecek olan insan sağlıklı olmak zorundadır. Ruhen ve bedenen sağlıklı olmalıdır demek istiyorum.

Görevim gereği, uzun yıllar çok değişik kabiliyette ve çeşitli yörelerden insanlarla çalıştım. Bunlar, okul müdürleri, müdür yardımcıları, genel idare hizmet personeli, büyük bir çoğunluğu da öğretmenlerdi. Öğrenciler arasında da çeşitli zamanlarda araştırmalar yaptım.

Müdürlerden, öğretmenlerden ve diğer personelden istediğim verimi alamadığım zamanlar oluyordu. Yaptığım toplantılarda, onları motive etmek istiyordum. Konuşmalarımın kısa sürede etkisinin olduğunu, daha sonra eski duruma dönüldüğünü görüyor; buna bir anlam veremiyordum.

Planlayarak hazırladığım çeşitli kültürel faaliyetlerde, görevlendirdiğim öğretmen arkadaşlarımın, program gününe kadar yaptıkları çalışmalarda strese girdiklerini, huzursuz olduklarını tespit ettim. Donanımlarındaki ciddi eksikliklerin farkında bile değillerdi… Başarıyla biten çalışmalardan sonra, yorgunluklarını bir bardak çayla giderirken, gözlerinden mutluluklarını okudum. Her yeni programda stresleri azalarak devam etti.

 

Büyük bir çoğunluk ise ‘Boş’ , ‘Bomboş’ konuşmalarla ‘dedikodu’ ile vakit öldürüyorlardı. Ne yazık ki!... Hayat ‘boş’ a akıyordu.

Öğretmenler ve idareciler, isteksiz ve yorgundu. Birkaç kıvılcımla işi götürmeye çalışıyordum. Bazıları sabah zor uyanıyorlar; uyandıkları zamanda yorgunlukları ve bitkinlikleri devam ediyordu. Yeteri kadar uyudukları halde dinlenemediklerinden yakınıyorlardı. Sabah kahvaltı yapmadan evden çıkıyorlar, iş yerlerinde içtikleri bir bardak çayla görevlerini sürdürmeye çalışıyorlardı. Yaptığım ikili sohbetlerde birçoğu bu durumu itiraf etmişlerdir. Bitkinlikleri ve yorgunlarını işyerlerinde de devam ettiren personelden, iyi bir verim, faydalı bir çalışma beklemek, yanlış olur.

Uzun yıllar yönetici olarak ülkeme hizmet etmiş olan ben, bu amansız ve acımasız hastalığın çarelerini de araştırmalıydım. Son beş yılda, kendimi bu konuyu her yönüyle araştırmaya adadım. Yönetici, amir, memurlarla, doktorlarla konuştum. Notlar aldım.

Değişik zamanlarda yazılmış çeşitli ilim adamlarının kitaplarına başvurdum. Okuduğum kitaplar üzerinde aylarca düşündüm. İnsanımız, öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz ne yapar ve nasıl yaşarsa sağlıklı olabilir? İşine isteyerek ve severek nasıl vaktinde gidebilir? Verimliliği nasıl artar? Mesai bitişi ne yapmalı? Çalışırken nasıl sağlıklı kalınabilir?

Bir zamanlar, üzerinde güneş doğmayan bir neslin torunları, günü yarılamadan, yeni bir güne nasıl erken başlayabilirler? Bütün görevlerini isteyerek ve severek nasıl başarabilirler? Çözülmesi gereken büyük bir mesele…

Türkiye Cumhuriyeti Devlet’imizin kurucusu Eşsiz Lider, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘İLİMSİZ OTORİTE OLMAZ’ sözü üzerinde de defalarca düşündüm.

İlimin sınır tanımadığını, her zaman her yerde kazanılabileceğini öğrendim. Çalışmaya istekli birinin, bütün zamanlarda, her şartta (olumsuz şartlar da dahil) çalışmalarını sürdürebileceğini, araştırmalara devam edebileceğini, kendi nefsimde tatbik ettim.

Osmanlı İmparatorluğunun yükseliş dönemindeki Türk insanının karakter özelliklerini araştırdım. Bu özellikleri maddeledim. Hepsi de çok önemliydi. Bir tanesi üzerinde günlerce düşündüm.

O dönemde büyükler küçükleri sadece sevmiyorlar, saygı ile karışık büyük bir sevgi ile seviyorlardı, onlara değer veriyorlardı. Şahsiyetlerinin kısa zamanda gelişmesine yardımcı oluyorlardı. Küçüklerin sağlıklı, bilgili, dinamik yetişmesi, yaşlılıklarında büyüklerin rahatıyla doğru orantılıydı.

Küçükler, büyüklerin kendilerine gösterdikleri saygıyla beraber, bu büyük sevginin boyutlarını anlayabiliyorlardı. Oyunlarında bile dengeli ve sihirli bir ahenk vardı. Sokakta dahi büyükleri rahatsız edici, gürültülü oyunlara rastlamak mümkün olmazdı.

Anneler her ne şekilde olursa olsun, çocuklara asla bağırmazlardı. Konuşmalarında ve davranışlarında yumuşak bir sevgi ve şefkat görülürdü. Bu durumu ruhunun derinliklerinde hisseden çocuk, bütün isteklerinde sessizliği ve uyumu seçerdi. Sıkıntılı halinde bile, annenin vazgeçmediği tek şey sabırdı.

‘Aklın yükselmesinin önündeki en büyük engel, gerginlik halinin her türüdür. Okul öncesi ve ilköğretim yıllarında çocuklarımıza sinirli davranışlarda bulunmamamız hayati bir önem taşır. Anne-baba, öğretmen, idareci ve her dereceden personelin çocuklarla teması olumlu, dengeli, yumuşak ve kararlı olmalıdır. Çocuk güle benzer, soldurulmadan büyütülmelidir.’

‘DENGE’ lerle yaşamanın o muazzam sırrını öğrenip, onu ‘Milli Eğitim Sistemi’ içine yerleştirip, çocuklarımıza verebilmek, her türde idarecinin görevleri arasında olmalıdır. Bu görev, ‘Milleti sevmek’, ‘Vatanı sevmek’, ‘ Bayrağı sevmek’ le beraber gitmelidir.

Büyük tıp alimi İbn-i Sina insan yapısını üç temel direk üzerine koyuyor.

1- Dengeli Beslenme
2- Dengeli Uyku
3- Hareketlilik


1 - DENGELİ BESLENME
Bu konuda yazılan kitap sayısı bir hayli çok. Ben diyorum ki; bir öğretmen aşağıdaki açıkladığım hususlara mutlaka uymalıdır.

Sabah güne erken başlamalı. En geç saat altıda uyanmış olmalı. Hiçbir şey yemeden bir bardak taze meyve suyu (içine şeker atılmayacak) içmeli veya yetecek kadar taze meyve yemeli. Aradan yarım saat kadar vakit geçmeden, başka hiçbir şey yememeli. Meyve hemen sindirilecek, glikoz beyni harekete geçirecektir. İnsan kısa zamanda sabahın mahmurluğundan uzaklaşacaktır.

Daha sonra mevsim ve çalışma şartlarına uygun güzel bir kahvaltı, mutlaka yapılmalıdır.

‘Okul öncesi dönem ve ilköğretim yıllarında, öğrenciler okulda iken ve tatilde, kahvaltı yapma alışkanlığını kesinlikle kazanmalıdırlar. Kahvaltı asla geçiştirilmemelidir.’

Kahve ve çay günün ilerleyen saatlerinde alınabilir. Saat 11 gibi.

Kısa ve özlü bilgiler verecek olursak:

1. Tam buğday ekmeği tercih edilmelidir. (böylece çeşitli hastalıkların önüne geçmede büyük bir tedbir almış oluruz.)

2. Patates haşlanmış veya közlenmiş olarak yenilmelidir.(zeki ve çalışkan öğrenciler üzerinde yaptığım detaylı araştırmalarda, patatesle yapılmış çeşitli yemekler yediklerini tespit ettim. Netice olarak, okul öncesi ve ilköğretim çağındaki öğrencilerin zekâsını parlatan en önemli gıda doğru topraktan az gübrelenmiş olarak alınan patatestir. Bu durum kesinlikle göz ardı edilmemelidir.)

3. Öğünlerde tek tip yemek tercih edilmelidir. Yanında salata bulunur.

4. Mevsimlik meyve yemekten yarım saat kadar önce veya yemekten tahminen iki saat kadar sonra yenilmelidir.

5. Gıdalar, özellikleri bozulmadan tüketilmelidir.

6. Balıketi tercih sebebi olmalıdır.

7. Temiz su içmeye azami derecede dikkat edilmelidir.

8. Mümkünse yemeklerde zeytinyağı tercih edilmelidir.

9. Burada çok önemli bir konuyu açıklamak istiyorum. Güzel Anadolu’muzda çok miktarda yetişen iki küçük çekirdekli meyveyi çocuklar mutlaka yemeli. (Türkiye’de yaşayan bütün anneleri uyarıyorum.) Çocuklarına küçük yaşlarda ELMA ve ÜZÜM’Ü mutlaka yedirsinler. İlik oluşumunda bu iki meyve mükemmeldir. ÜZÜM ve ELMA yemeden büyüyen çocuklarda ilik gelişimi yeteri kadar sağlıklı olmayabilir.

Bilim adamları Elma’nın çok sayıda yararı olduğunu tespit ettiler. İçerdiği pektinin kolesterolü düşürdüğünü, C vitamininin kalp kaslarını koruduğunu, B vitamininin sinirleri güçlendirip, strese enerji yüklediğini söylüyorlar. Ayrıca elmada bulunan potasyum ve magnezyum da yüksek tansiyonu düşürüyor. İçerdiği meyve asidi kan şekerini dengeliyor ve yaşlılıktaki şeker hastalığını önlüyor. Daha bitmedi… Elma aynı zamanda en etkili uyku ilacı olarak da kabul ediliyor. En son araştırmalara göre ise kabuğundaki kırmızı ve sarı renk maddeleri olan flovonoideler kalp damarlarının kireçlenmesini önlüyor.

(İnsanların ilerleyen yaşlarda diri kalabilmeleri için iki büyük çekirdekli meyveyi; zeytin ve kayısıyı mutlaka yemeleri tavsiye edilmelidir.)

10. Midenin üçte biri yemek, üçte biri su, üçte biri de boş kalmalı. Açıkça demek istediğim şey şudur; yemeği az ve temiz yemeliyiz.

‘Okul öncesi ve ilköğretim yıllarında dengeli beslenme çocuklarımızın sağlığı için her zaman birinci sıradaki yerini korumalıdır. Dengeli beslenme aklımızın büyümesini sağlayacaktır.’


2 - DENGELİ UYKU
Sabah büyük bir maratona başlayacak olan insan, uykusunu almış, dinlenmiş olarak yataktan kalkmalı. Bir öğretmen kendisine yetecek kadar yumalı. Az veya fazla uyku verimi azaltır. 7 veya 8 saat. Altında veya üstünde ne kadar uykunun kendisine yeteceğini, dinlendireceğini bilmelidir.

Kapalı oyun salonlarında vakit geçirmek, gece geç saatlere kadar televizyon başında kalmak zaman kaybıdır. Geç saatlerde içilen demli çay veya kahve gibi uyarıcılar da uykuyu kaçırır. Dinlenerek güne başlayabilmek için, iyi bir yatağa, mutlaka saat 12 den önce girerek uyku halinde olmalıyız. (Saat 10:30- saat 11:00 arası en uygun zamandır.)

‘Okul öncesi ve ilköğretim yıllarında dengeli uyku çocuklarımızın sağlığı için çok önemlidir. Aynı zamanda akıllarını da yükseltecektir.’


3 - HAREKETLİLİK
Sürekli hareket halindeyiz. Sağlıklı kalabilmek, iş yerinde verimi artırabilmek için, yaptığımız işe gücümüzün yetmesi gerekir. Öğretmen yeteri kadar ayakta durabilmeli, konuşabilmeli, yazı tahtasını kullanabilmeli. Bütün bunların yanında güçlü bir fizyolojik yapıya sahip olmalı. Spor yapmalı: Futbol, voleybol, yüzme, masa tenisi, atletizm, basketbol, kayak gibi spor dallarını bilmeli, en az birini veya birkaçını çok iyi derecede yapabilmeli. Hem öğrencilere örnek olacaktır. Güçlü fiziki yapısını faydalı bir biçimde kullanmasını öğrenmesi de esastır.

Sevgili peygamberimiz, ‘İki nimet vardır ki: İnsanların çoğu o nimetleri takdir edemezler. Onlar: Sağlık ve boş zamandır’ diye, buyurmuşlardır.

‘Okul öncesi ve ilköğretim çağında hareketli olan, fizyolojik yapısına uygun spor yapan bir öğrencinin, spor yapmayan bir öğrenciye göre iskelet yapısı, bir yılda 2 kat, iki yılda 5 kat daha fazla kuvvetlenir. Sağlıklı gelişimi süreklilik kazanır ve aklı yükselir.’ Beyne oksijen daha fazla gider, kavrama kabiliyeti artar.

Önemli üç noktayı da açıklamak isterim;

Birincisi de TEMİZLİK

Bu konuda yeterince duyarlı olmadığımızı itiraf etmekteyiz. Giydiğimiz elbiselerin, iç çamaşırların, yediğimiz yemeklerin, meyve ve sebzelerin, çevremizin, oturduğumuz evin, çalıştığımız iş yerinin son derece temiz olması gerekir. Her öğretmen ve öğrenci aynı zaman da iyi bir çevreci olmalıdır.

İkincisi ZEVK VERİCİLERDEN KURTULMAK

Sigara, içki ve benzerleri, sağlığı son derece olumsuz etkiler. Emekli olan bir arkadaşımın sigara hakkındaki çok samimi itiraflarını hiç unutamıyorum. Aynen şöyle demişti; ‘Uzun yıllar bu mereti içiyorum. Zararlarını başkası anlatmasın, siz bana sorun. Kış aylarında kalın giymeme rağmen -5 derece -25 derecede imiş gibi üşüyorum. Yaz aylarında, sıcakta, yüz metre yürüyemiyorum. Vücudum direncini bitirdi. Dünyadaki en büyük mücadelede aciz kaldım. Onu cebimde bazen de kalbimin üzerinde taşıyorum.’ (Gömleğinin cebinde)

‘Yeni nesil bu amansız ve acımasız alışkanlığa asla bulaşmamalıdır. Bununda temeli okul öncesi dönemle ilköğretim yıllarında mutlaka atılmalıdır. Çünkü çocuklarımızın bilinçaltı zihni bu yıllarda çok açıktır.’

Üçüncüsü NENES ALMAYI ÖĞRENMEK

Sporun olumlu faydalarından bahsetmiştim. Önemli bir faydası da derin nefes almamızı sağlamasıdır. Spor yapanlarda kansere yakalanma riski daha azdır. Sebebi de nefes almanın o muazzam ve vazgeçilmez faydasıdır.

Burundan nefes alırken, karın boşluğunu içeri çeker; göğsümüzde (ciğerlerimizde) nefesi biraz bekletip, yavaşça bırakırız. . Nefesi burnumuzdan 1 birimde almalıyız, 4 birimde tutmalıyız, 2 birimde yavaşça ağzımızdan vermeliyiz.

Bu işi sabah, öğle ve akşam yeteri kadar yapmalıyız. En az bir günde 10 defa denemeliyiz.

Zamanla kimyasallara maruz kalmış öğrencilerin, öğrenme zorluğu yaşayacağı unutulmamalıdır.

RUHUN TEMİZLİĞİ

İnsanımızın bir kısmı, dedikoducu, cimri, haset, kindar, gereksiz konuşan, ciddiyetsiz, korkak ve şüphecidir. Soğukkanlı olmayı öğrenememiştir. Bu saydıklarım çok ciddi hastalıklardır. Zaman kaybetmeden acilen kurtulmak için ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Sağlam bir bünye için, sağlam bir kafa şarttır. Parmağımız kesildiği zaman acı duyarız. Doktora veya eczaneye koşup tedavi ettiririz. Tedavi olmazsak kan kaybı olacaktır, bünyemiz sarsıntı geçirecektir. Kesinlikle biliyor ve inanıyorum ki; bir dedikodu, kesilen elden daha tehlikeli kan kaybına sebeptir. Çünkü hastalık ruhtadır. Tedavi için de herhangi bir çaba yoktur. İnsanoğlu bu durumun tahribatının derecesini bilseydi, acil tedavi yolları arardı. Şifa aramayı yarına bırakmazdı. Maalesef insanoğlunu, hayatta iken bitiren, cenderede sıkan günlük üzüntülere boğan bu hastalıkların üzerine yeteri kadar gitmiyoruz.

İlim, sabır, kararlılık ve istekli çalışmakla güzellikleri yakalayabiliriz. İstersek sabırlı olmayı, rehavete kapılmamayı, korkulardan kurtulmayı, zannın her türlüsünden uzaklaşmayı, kanaat sahibi olmayı, bütün geçici menfaatlere kapımızı kapatmayı, şükretmeyi, yol gösterici olmayı başarabiliriz.

Şükrettim Allah’ıma kâinatı yarattı.

Kuşlar cıvıldaşıyor, bu ne güzel bahardı.

K.GÜNDOĞ

Her zaman üzerinde çok hassas duracağımız, kaybetmekten korkacağımız şey ‘İLİM’ olmalıdır. Bu gün ilim sigaranın sağlığa zararlı olduğunu ispatlamıştır. Zararlıyı içmemek için, idare irade ediyorum ve güç yetirerek sigara almıyor ve içmiyorum, diyebilen insan çok sağlıklıdır.

‘Sigara ve türleri aklımızın yükselmesini engellediği gibi sağlığımızı da son derece olumsuz etkilemektedir. İlköğretim yıllarında çocuklarımızın beynini yıkayarak bu zararlı alışkanlığa bulaşmamalarını mutlaka sağlamalıyız.

Beynimizde sürekli iyi ve güzel şeyler tasarlamalıyız. Beyin vücuda iyilik sinyalleri gönderiyorsa, vücut bunu kabul eder. O zaman insan;

- ‘İyi değilim.’ Yerine ‘İyiyim.’ der.

- ‘Hastayım’ yerine, ‘ Gayet iyiyim’ der.

- İyi ve sağlıklı olduğunu hisseder. Hayattan zevk almaya başlar.

Hayattan zevk alan insan çalışmaktan da zevk alacaktır.

‘Tembellik ve durağan hayat aklımızın yükselmesi önünde ciddi bir engeldir. Okul Öncesi ve İlköğretim yıllarında çocuklarımıza çalışkan olmayı mutlaka öğretmeliyiz.’

ZAMANI NASIL DEĞERLENDİREBİLİRİZ?

Para ile satın alınamayacak, insanoğlunun en değerli hazinesi zamandır. 24 saat; bir gün. Geçirdiğimiz bir günün en ufak zerresini bile, geri getirme gücümüz yoktur. Zaman, kaybettiğimizde bulamayacağımız en kıymetli hazinedir.

Asla yılgınlık göstermeden, mücadeleden taviz vermeden, 24 saati çok iyi değerlendirme sanatını öğrenmeliyiz. Bunun için iyi bir planlamacı olmak zorundayız. İyi planlamacılar, sağlıklı düşünebilenler arasından çıkar. Bence insanoğlu, zaman değirmenleriyle amansız savaşı bir prensip haline getirmelidir.

Özde boş, sözde boş, zaman değirmenleri,

Uzaklaş üzerimden, miskinlik halkaları.

K. GÜNDOĞ

Öğretmen ve öğrenci, zamanı çok iyi değerlendirme sanatını mutlaka öğrenmelidir.

Sabah en geç altıda uyanan insan, önce kendisini toparlayacak, giyinecek, işe gidecek, yolda uzun bir zaman kaybedecek. İş yerinde verimi nasıl arttıracak? Mesai dönüşü ne yapacak? Bütün bunlar uzun cevap bekliyor. Ben kısa ve öz bilgiler vermek istiyorum.

1. Daha öncede belirttiğim gibi, en geç altıda yataktan kalkmış olmayız. Gün boyu bize enerji verecek olan kahvaltımızı, kurallara uygun yapmalıyız. Tıraşa ve giyime uzun bir zaman ayırmamalıyız. Elbise ve gömleklerimiz uygun bir dolapta, askılıkta asılı bulunmalıdır. Gömleğe göre elbise seçerek zaman kaybetmeden, elbiseye göre gömlek seçmeliyiz.

2. Çantamızın içindekiler sistemli bir biçimde yerleşmiş olmalıdır. İçinde kağıt ve evrakların karışık durduğu bir çanta, uzun zaman kaybettirir.

Anahtarlarımız bulabileceğimiz bir yerde asılı olmalıdır. Saatlerce kaybettikleri anahtarları arayanları tanırsınız.

İşimiz uzak bir mesafedeyse ve taşıtla gitmek zorundaysak, yol boyunca okuyabileceğimiz bir kitap, elimizin altında hazır bulunmalıdır.

3. Çalışma masamız, uygun bir şekilde tanzim edilmiş olmalıdır. Masanın çekmeceleri düzenli, evraklar yerli yerinde olmalıdır. Oturduğumuzda çalışma masası, tamamen hâkimiyetimiz altında olmalıdır.

Saat sekiz-dokuz arası beyin iyi derecede çalışmaya başlar. İdareci isek, bir gün önce akşam yaptığımız planı gözden geçirir ve işe koyuluruz. Toplantıları genellikle saat onda yapmalıyız. Dikkatimizin en üst düzeyde olduğu saattir.

Saat 13:00 gibi çalıştığımız yer müsaitse, pantolon kemeri ve kravatımızı biraz gevşetir, masaya dayanarak veya koltuğa yaslanarak gözlerimizi uyar, birkaç dakika dinleniriz. Veya kısa bir yürüyüş yapabiliriz.

Yemekten sonra bir ağırlık çökmüştür. Bu durum saat 15:00 a kadar sürebilir. Bu zaman zarfında ağırlığı az olan işler yapılır. Saat 16:00 gibi vücut tekrar muazzam ısısına kavuşur. Beyin daha iyi çalışır. Bu hal akşam sekize kadar devam eder.

Bu zaman içinde;

İlim adamı, araştırmasına devam etmeli,

Yazar, yazısını yazmalı,

Öğretmen, bilgisini artırmalı,

Öğrenci, dersine çalışmalı,

İdareci, projesini yapmalı veya yaptığı projenin uygulama safhasını kontrol etmelidir.

Bu saatleri boşa geçirmek, hayatı boşa geçirmekle eş değerlidir. Yapacağımız yürüyüşler, ev gezmeleri, masa başı oyunları, televizyon başında geçirilen saatler, tatlı! Dedikodu sizin en büyük düşmanlarınızdır.

(Siz! Önemli işi olanları uyarıyorum. Bayan öğretmenler, anneniz istese bile bu saatler arasında misafirlere çay vererek vaktinizi ve hayatınızı öldürmeyin. Çok sık toplantılar yaparak, bu güzel günleri kaybetmeyin…)

Akşam saat yedi gibi hafif bir akşam yemeği, arkasında günlük gazetenin önemli görülen yerlerinin okunması ve tatlı bir sohbet havası olmalı.

Ertesi günün, günlük planını yaptıktan sonra, uyumak ve dinlenmek için, saat 12 den önce, 11 gibi yatağa yatılmalı.

Şu soruları kendine mutlaka sor.

Ben bugün:

- Kendim için, ailem için ne yaptım?

- Milletim ve vatanım menfaatleri için ne yaptım?

- Geleceğe yönelik planlarımı gerçekleştirebiliyor muyum?

- Bir günü iyi ve faydalı değerlendirebildim mi?

- Bütün zararlılarla mücadele de başarılı olabildim mi?

İKİ İNSAN

Birincisi:

Anne karnında ve doğumuyla beraber, küçük yaşlardan başlayarak, mikropları vücuduna almadan, sağlıklı bir ortamda, dengeli beslenerek, ruh hastalıklarını tanımadan büyür. Sistemli bir şekilde, temiz havada veya sağlıklı bir ortamda spor yapar.

İkincisi:

Küçük yaşlardan başlayarak olumsuz ve sağlıksız şartlarda yaşar, mikrop alır, dengesiz beslenir. Temiz çevrede yaşama fırsatı bulamaz, bilgilenemez, sporla tanışmamıştır.

Bazen de fizyolojik yapısı temiz olduğu halde, sağlıklı bir eğitimden geçmediği için, ürkek ve çekingendir. Manevi hayatını iyi kaynaklardan donatmadıysa rüzgârın önündeki tüy misali, ne yapacağını nerede duraklayacağını bilemez. Kendine tezat, yaradılışına tezat bir durum alır. Zaman zaman hırçınlaştığı görülür.

Sporun faydalarını bilse bile, üşendiğinden harekete geçmez. Sosyal hayatta hep sıkıntılıdır.

Benim tezimin adı;

MUAZZAM TEMİZLENME Olacaktır.

Temizlen ve başarıdan başarıya koş. Bu nasıl olacak kısaca anlatmak istiyorum.

1. VÜCUDUNU TEMİZLE

İnsan, sağlıklı yaşamak için kendisine temiz bir çevre seçecek.

Kapalı ve kirli yerlerdeki havayı teneffüs etmeyecek. Kahvehane ve lokallerin dumanlı havasından nefret edecek. Sigara içmeyecek ve içilen yerde asla bulunmayacak. İçki ve benzerini içmeyecek. Dengeli uyuyacak. Dengeli beslenecek; gereksiz gıdalarla vücudunu tıkamayacak. Temiz havada ve salonda spor yapacak; bu alışkanlığını bırakmayacak. Spor türünü mevsim şartlarına ve yaşına göre seçecek. Daha önce de söylediğim gibi, uygun saatlerde, aç karnına meyve suyu içecek veya meyve yiyecek; tıkanmış vücudunu temizleyecek.

Olumsuz alışkanlıklarını sistemli ve kararlı bir biçimde, sağlam bir irade ile terk eden insanda, zamanla mikroplar dışarı atılacak, tıkanmış vücut normal haline dönecektir. Vücut artık temizlenmiştir.

Uyuşukluk, tembellik, bitkinlik, yorgunluk yavaş yavaş kaybolacaktır. İnsan hafiflediğini hissedecek, tabir yerinde ise ‘ Kuş gibi oldum’ diyecektir.

Yürümesi, oturması, duruşu değişecek. Bakışlarındaki canlılık artacak, etkileme gücü fazlalaşacaktır.

2. RUHUNU TEMİZLE

Dedikodu hastalığından acilen uzaklaş. Öğünme huyunu yarına bırakma; hemen vazgeç. Riyakâr olma; olduğun gibi görün. Zannın her türlüsünü yok say.

Zannetmiştim diyerek, sorumluluktan uzak.

Bulsana doğruları, zikzak çizgiyi bırak.K.GÜNDOĞ

Haset ve kin gibi insanı küçülten, bayağılaştıran durumdan çık. Cimrilikten kurtul. Başkalarının başarısını kıskanma. Basit, küçük-büyük menfaatlere kapını açma.

Yapışırsa yakana, geçici menfaatler.

Şahsiyetini koru, uçucu menfaatler.K.GÜNDOĞ

Ölçülü davran, mütevazı ol. Yumuşak huylu ol ve cömertliği bırakma. Vakarlı ve kararlı ol. Sabrı zirvede yakala.

Sabırlıyım korkmadan, metaneti kavradım.

Sabırlıyım bıkmadan, sevgiyi yakaladım.K.GÜNDOĞ

İlim-irade ve kuvvet üçlüsünü çok iyi kavra. Niçin yaratıldığını ve gayeni bil. DOYUMA ULAŞ, ümit verici ve yol gösterici ol.

SONUÇ

Ruhu sağlam, bedeni sağlam, hastalıklardan uzak kendine güvenen insan (memur, işçi, çiftçi, esnaf, politikacı, yönetici, anne, baba, öğrenci ve öğretmen vb.) muazzam ve ölçülü konuşma sanatını öğrenecektir. Fizyolojik ve ruh yapısı korunduğu zaman bilgiyle dolan insan, ses tonunun bütün inceliklerini dikkatle kullanarak konuşma sanatını zirveleştirecektir.

DENGELERİN adamı olacaktır.

Ülkesine, milletine hizmeti şeref sayacak. Atatürk’ün kurduğu TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ ’ne hizmet etmek onun ilk ve en vazgeçilmez görevi olacaktır.

Sakın, seyreden olma, tecrübeyi bulduysan,

Hareket zamanıdır, seyretsin seni insan.K.GÜNDOĞ

ÖĞRETMENLERİME, ÖĞRENCİLERİME VE TÜM MESLEK GRUPLARINA BAŞARILAR DİLİYORUM. Ve diyorum ki;

Fedakâr, kararlı ve tavizsiz yaşadığın bu hayatın her saniyesi seni büyütecek, geleceğe daha doygun bakmanı sağlayacaktır.

 

KENAN GÜNDOĞ Kayseri Özel Doğuş İlköğretim Okulu Kurucu Müdürü, Eğitimci, Araştırmacı, Şair ve Yazar

Secured and Design by Pikselgrafik & Web Hosting